Anasayfa › Site İçi SEO
Site İçi Seo
Site içi SEO, sayfanın başlıklarını bir içindekiler listesi gibi sıralamak, görsellere ad vermek ve ziyaretçinin sorusunu ilk ekranda cevaplamak demektir.
Site İçi SEO Başlıkları Neden Sayfanın İçindekiler Listesi Gibi Dizer?
Kalın bir kitabı eline alan okur önce içindekiler sayfasını açar; kitabın neyi, hangi sırayla anlattığını oradan anlar. Bir web sayfasının içindekiler listesi başlıklarıdır. Ziyaretçi sayfanın tamamını okumaz; gözü önce başlıklarda dolaşır. Arama motoru da sayfanın iskeletini başlıklardan çıkarır. Site içi SEO, sayfanın kendi içinde yapılan düzenlemelerin adıdır ve çoğu sayfada ilk iş bu listeyi düzgün kurmaktır.
Her sayfanın tek bir ana başlığı olur ve o başlık sayfanın konusunu müşterinin diliyle söyler. “Hoş Geldiniz” ya da “Hizmetlerimiz” bir konu değildir; “Evde Halı ve Koltuk Yıkama” bir konudur. Ana başlığı okuyan kişi doğru yere gelip gelmediğini o satırda anlamalıdır. Aynı ana başlık iki ayrı sayfada kullanılmaz; kullanılırsa iki sayfa aynı arama için birbirine rakip olur.
Ana başlığın altında bölüm başlıkları, onların altında gerekirse daha küçük alt başlıklar gelir. Bu basamaklar sayfanın görünmeyen kısmında birer etiketle belirtilir; arama motoru yazının büyüklüğüne değil bu etikete bakar. Sıra bozulmamalıdır: bölüm başlığı açılmadan alt başlığa geçilmez, basamak atlanmaz. Düzgün kurulmuş bir sayfada yalnızca başlıkları alt alta okuyan biri, sayfanın ne anlattığını eksiksiz bir özet hâlinde görür.
En yaygın hata, başlık basamağının görünüşe göre seçilmesidir. Tasarımda büyük dursun diye bir slogan ana başlık yapılır, küçük dursun diye asıl konu en alt basamağa itilir. Bazen de hiç etiket kullanılmaz; satır yalnızca kalın ve iri yazılır. Göze başlık gibi görünen bu satır, arama motoru için sıradan bir cümledir. Sonuçta sayfanın içindekiler listesi ya boş ya da karışık çıkar.
Düzgün başlıktan üç taraf yararlanır. Arama motoru sayfanın bölümlerini tanır; kimi zaman sonuç satırının altında bu bölümlere inen kısa bağlantılar bile gösterir. Acelesi olan ziyaretçi aradığı bölümü bulup oradan okumaya başlar. Ekran okuyucu kullanan, yani sayfayı sesli dinleyen görme engelli ziyaretçi ise başlıktan başlığa atlayarak ilerler; başlık yoksa bütün sayfayı baştan sona dinlemek zorunda kalır.
Ücretsiz site taraması sırasında sayfalarınızın yalnızca başlıklarını alt alta dizer ve bu özetin bir şey anlatıp anlatmadığına bakarız. Eksik ana başlıklar, sırası bozuk basamaklar ve hiçbir şey söylemeyen satırlar site içi SEO kalemi olarak ay başında size verilen yazılı listeye eklenir. Düzeltme sırasında yazının görünüşü değişmek zorunda değildir; etiket ile yazı boyu birbirinden bağımsız ayarlanır.
Arama Motoru Bir Fotoğrafta Neyi Okur, Neyi Okuyamaz?
Lokantanızın sitesinde bir tabak abdigör köftesinin fotoğrafı duruyor. Bakan kişi ne olduğunu hemen anlar, belki canı da çeker. Arama motoru görüntüleri bir ölçüde tanısa da karede ne bulunduğuna karar verirken asıl olarak yazıya güvenir: dosyanın adına, fotoğrafa iliştirilen kısa açıklamaya ve çevresindeki cümlelere. Bu üçü boşsa fotoğraf sayfada yer kaplayan, ama aramalarda hiçbir işe yaramayan bir dikdörtgendir.
İlk okunan şey dosya adıdır. Telefon ya da fotoğraf makinesi her kareye harf ve rakamlardan oluşan bir ad verir; bu ad kimseye bir şey söylemez. Fotoğraf siteye yüklenmeden önce adı değiştirilir: karede ne varsa o yazılır, kelimelerin arasına kısa çizgi konur. “abdigor-koftesi-porsiyon” adını taşıyan bir dosya, daha sayfaya yerleşmeden neyin fotoğrafı olduğunu haber vermiş olur.
İkincisi alternatif metindir: fotoğrafın yerine okunmak üzere sayfanın görünmeyen kısmına yazılan kısa açıklama. Fotoğraf yüklenemediğinde ekranda bu metin belirir; ekran okuyucu görmeyen ziyaretçiye bu metni seslendirir; arama motoru da kareyi bu metinle tanır. İyi bir alternatif metin, kareyi telefonda birine tarif eder gibi yazılmış tek bir düz cümledir. Art arda dizilmiş anahtar kelimeler açıklama sayılmaz, üstelik güveni zedeler.
Üçüncüsü fotoğrafın çevresidir. Arama motoru bir kareyi yanındaki başlık ve paragrafla birlikte değerlendirir. Odalar bölümünde, altında “İshak Paşa Sarayı yönüne bakan iki yataklı oda” yazan bir fotoğraf yerini bulmuştur. Aynı kare konuyla ilgisiz bir sayfanın ortasına süs olarak konduğunda ise ne anlattığı belirsizleşir. Alt yazı ziyaretçiye de yarar; birçok okur paragraflardan önce fotoğraf altlarına bakar.
Arama motorunun güvenle okuyamadığı şey, fotoğrafın içine gömülmüş yazıdır. Fiyat listesinin fotoğrafı, resim olarak yüklenmiş yemek listesi, üzerinde adres ve telefon yazan afiş insana bilgi verir; makineye ise çoğu zaman vermez. Ekran okuyucu da bu yazıyı seslendiremez. Kural basittir: bilgi taşıyan her şey sayfaya yazı olarak girilir, fotoğraf yalnızca onu destekler. Afiş kalabilir, yeter ki içeriği yanına ayrıca yazılsın.
Site içi SEO çalışmasında fotoğraflara müşteri getiren sayfalardan başlanır: ürün, hizmet ve iletişim sayfalarındaki kareler önce gelir. Yalnızca süs olan çizgi ve desenlerin açıklaması bilerek boş bırakılır; ekran okuyucu onları atlar. Sizden beklenen küçük bir alışkanlıktır: yeni bir fotoğraf eklerken karede ne olduğunu kısaca not etmek. Bal kavanozu, kasap reyonu ya da oda fotoğrafı böylece görsel aramalarda da karşılık bulabilir.
Aranan Cevap Neden Sayfanın Sonunda Değil, En Başında Durmalıdır?
Aramadan gelen ziyaretçi sitenize gezinmeye gelmez; aklında tek bir soru vardır ve cevabını arar. Kaplıca oteli için “kışın açık mı”, veteriner için “gece de bakıyor mu”, kasap için “kurbanlık kesim yapılıyor mu” diye yazmıştır. Sayfa açıldığında gözü önce bu sorunun karşılığına gider. Bulursa okumayı sürdürür, bulamazsa geri tuşuna basıp bir sonraki sonuca geçer.
Oysa çoğu sayfanın ilk ekranını başka şeyler doldurur: ekranı kaplayan bir fotoğraf, bir slogan, birbirinin yerine kayan duyurular, işletmenin kuruluş öyküsünü anlatan bir paragraf. Cevap sayfada vardır, ama üç ekran ötededir. Ziyaretçi oraya kadar inmez; inmesi gerektiğini bile bilmez. Sayfayı hazırlayan kişi her şeyin yerini ezbere bildiği için bu eksikliği kendi gözüyle fark edemez.
Düzeltmenin yolu sırayı ters çevirmektir: önce cevap, sonra ayrıntı. Gazeteciler haberi böyle yazar; olan biten ilk cümlededir, merak eden devamını okur. Sayfanın ana başlığı soruyu karşılar, altındaki bir iki cümle cevabı verir, hemen yanında telefon ya da yol tarifi düğmesi durur. Koşullar, fiyatı etkileyen şeyler, işin adımları ve fotoğraflar sayfanın devamında, okumak isteyeni bekler.
Bir örnek verelim. Diyadin’de kaplıca oteli işleten biri için “Tesisimiz doğayla iç içe, huzurlu bir ortam sunar” cümlesi hiçbir soruyu cevaplamaz. “Otelimiz yılın on iki ayı açıktır; kış aylarında yol durumunu sabahları bu sayfada duyururuz” cümlesi ise iki soruyu birden karşılar. İkinci cümleyi yazabilmek için özel bir yetenek gerekmez; müşterinin telefonda en çok ne sorduğunu bilmek yeter.
Arama motoru da sayfanın başında yazana ayrı bir dikkatle bakar. Soruya kısa ve açık cevap veren bir cümleyi, kimi zaman sonuç sayfasında sitenizin adıyla birlikte doğrudan gösterir. Bunun olup olmayacağına kendisi karar verir; kimse söz veremez. Yine de açık bir cevapla başlayan sayfa, ne anlattığı belirsiz bir girişle başlayan sayfaya göre hem makine hem insan tarafından daha kolay anlaşılır.
Bu düzenleme, site içi SEO işleri arasında masrafı en düşük, etkisi en çabuk fark edilendir. Her sayfa için tek bir soru yazılır: buraya gelen kişi ne öğrenmek istiyor? Sonra sayfanın ilk paragrafı o soruya göre yeniden kurulur. Fotoğraf ve slogan atılmaz, yalnızca cevabın önünden çekilir. Değişiklikten sonra sayfayı kendi telefonunuzda açın; ilk ekranda cevabı görüyorsanız iş yerine oturmuştur.
Hiçbir Şey Söylemeyen Sayfalar Birleştirilmeli mi, Doldurulmalı mı, Kaldırılmalı mı?
Her sitede zamanla dolmamış raflar birikir: iki cümlelik bir hizmet sayfası, içinde tek ürün bulunan bir kategori, “yakında” yazıp yıllardır bekleyen bir bölüm, birbirinin eşi ilçe sayfaları, tarihi geçmiş duyurular. Bunlara zayıf sayfa denir. Hiçbiri kendi başına büyük bir kusur değildir. Çoğaldıklarında ise sitenin tamamı hakkında, hem ziyaretçinin hem arama motorunun gözünde, özensiz bir yer izlenimi bırakırlar.
Zayıf sayfanın zararı sessizdir. Aramadan böyle bir sayfaya düşen ziyaretçi eli boş döner ve siteye bir daha güvenmez. Arama motorunun gezen yazılımı vaktini bu sayfalara harcar, emek verdiğiniz sayfalara geç uğrar. Bir de ölçek sorunu vardır: sayfalarının büyük bölümü boş olan bir sitede dolu sayfalar da kalabalığın içinde kaybolur. Çok sayfa çok görünürlük demek değildir; sayılan, bir işe yarayan sayfadır.
Zayıf sayfanın önünde üç yol vardır ve hangisinin seçileceği sayfaya göre değişir. Birincisi birleştirmektir. Aynı konuyu yarım yamalak anlatan üç ayrı sayfa, bütünlüklü tek bir sayfada toplanır; eski adresler yeni sayfaya yönlendirilir. Hamur, Tutak ve Taşlıçay adına birer birer açılmış, yalnızca adı farklı üç servis sayfası çoğu zaman “hizmet verdiğimiz ilçeler” başlıklı tek bir dolu sayfayla yer değiştirir.
İkinci yol doldurmaktır. Konu gerçekten bir sayfayı hak ediyorsa, yani insanlar onu ayrıca arıyorsa, sayfa hakkıyla yazılır: iş nasıl yapılır, kime uygundur, fiyatı neye göre değişir, ne kadar sürer, nelere dikkat edilir. İki cümlelik “kış bakımı” sayfası, bu soruların cevabıyla gerçek bir hizmet sayfasına dönüşür. Doldurmak kelime eklemek değildir; ziyaretçinin soracağı her soruyu sayfada karşılamaktır.
Üçüncü yol kaldırmaktır. Kimsenin aramadığı, kimsenin okumadığı ve öteki sayfalarda zaten yazanı yineleyen sayfa siteden çıkarılır; adresi de en yakın konuya yönlendirilir. Bazı sayfalar ise durmalı ama aramalarda görünmemelidir: form gönderildikten sonra açılan teşekkür sayfası ya da sepet gibi. Bunlara, sayfa kodunun içine arama motoruna “beni listeleme” diyen bir işaret konur.
Hangi sayfanın hangi yola gireceğine tahminle değil, kayıtla karar verilir: sayfa aramadan ziyaret alıyor mu, başka sayfaların söylemediği bir şey söylüyor mu, okuyan kişi sonunda bir şey yapabiliyor mu? Site içi SEO kapsamında sayfalar bu üç soruyla tek tek sınanır ve her birinin karşısına karar yazılır. Sonuç ay sonu raporuna sayılarla girer: kaç sayfa birleşti, kaçı dolduruldu, kaçı kaldırıldı.
Bir satırı büyük ve kalın yazmak onu başlık yapmaya yeter mi?
Yetmez. Başlık olmak yazının boyuyla değil, sayfanın koduna konan etiketle ilgilidir. Etiketi olmayan iri bir satır arama motoru için düz yazıdır. Tersi de sorundur: yalnızca iri görünsün diye başlık etiketi verilen cümleler sayfanın özetini bozar.
Sitemde çok sayıda fotoğraf var, hepsine tek tek açıklama mı yazılacak?
Hepsine aynı gün değil. Önce ziyaret alan ürün ve hizmet sayfalarındaki fotoğraflar ele alınır, gerisi sıraya konur. Süs niteliğindeki görsellerin açıklaması bilerek boş bırakılır. Yeni yüklenenlere ise açıklama yükleme sırasında yazılır.
Cevabı en başa yazarsam ziyaretçi gerisini okumadan çıkmaz mı?
Cevabını hemen alan ziyaretçi çoğu zaman çıkmaz, arar; çünkü aradığı işletmeyi bulduğunu anlamıştır. Ayrıntı isteyen aşağı iner. Cevabı saklamak ise okutmaz, yalnızca geri tuşuna bastırır. Uzun kalınan değil, işini gören sayfa değerlidir.
Bir sayfanın zayıf olduğuna neye bakılarak karar verilir?
Üç şeye bakılır: sayfa aramalardan ziyaret alıyor mu, başka sayfalarda bulunmayan bir bilgi veriyor mu, okuyan kişi sonunda arayabiliyor ya da sipariş verebiliyor mu? Üçüne de hayır deniyorsa sayfa zayıftır; birleştirilir, doldurulur ya da kaldırılır.